 resim: Yasemin Şahin-ODTÜ'den bir kare Ben üniversite eğitimimi yurtdışında yaptığımdan buradaki sisteme biraz yabancıyım aslında. Konu hakkındaki bilgilerim kızkardeşimin Yıldız Teknik Üniversite, eniştemin İTÜ, eşimin ODTÜ anılarıyla sınırlı. Görünen o ki Türkiye’de herhangi bir üniversite yerleşkesine elini kolunu sallayarak girmek biraz zor. Muhtemelen belli bir yere kadar kapıdan izinle giriyorsun ama bir yerden öteye de geçemiyorsun ki bence makul. Şimdi bildiğimiz kısma gelelim. Amerika’da üniversiteler halka açık. Elbette kapıda güvenlik var ancak okula giriş yıkışta herhangi bir sorun yaşanmıyor. Misal; okul Connecticut’ta ise Connetticut’ta vergi ödeyen herhangi bir vatanbdaş okula girer, kütüphanesinden faydalanır ama gidip yemekhanesinde yemek yiyeyemez. Amerika’da sistem eyaletlere özel kanunlara bağlı olduğundan başka eyaletlerde durum farklı olabilir. Mesela Boston’da Harvard’ın bahçesine girebilir, turist olarak gezebilir, çimlere yatabilir, resim çektirebilirsiniz. Kütüphaneyi kullanmak için size verilen öğrenci kimliği (ki bu kredi kartı benzeri birşeydir) kapıdaki alette sokmalısınız ki kapı açılsın. Binaların kapıları kilitlidir yani. Yurtdışında “la yürüyün karılara bakalım” türü sıtmalı halk –hele de Boston’da – az olmasına rağmen okullar hem bina hem öğrenci güvenliği anlamında giriş çıkışları sınırlar. Sonuçta yurtlarda kalan çocukların aileleri okula güvenerek çocuklarını yollamışlardır ve Boston’da “hele dur şu Harvard’ın bahçesine mangal yapak” diyecek adam olmamasına rağmen serbestlik içinde dahi kontrol söz konusudur. Kontrol, yolu Newburry Street’ten düşmüş bir dallamanın köpeğini çimlere yatmış ders çalışan çocukların yanında sıçırtmamasını sağlamak için oradadır. Şimdi, Boğaziçi Üniversitesi bahçesini halka açmış diyelim. Pazar günü isteyen sallana sallana gidiyor. Bizim Zeytinburnu gençliği o günlük minibüsü arkadaşa bırakıp “karılara bakalım” diye oraya dalmaz mı? Ya da o kütüphaneden alınan kitaplar (ki bu iyi senaryo) birdaha geri döner mi? Türkiye gibi azgelişmiş halkın gelişmeye çalışana çok hızlı saldırdığı (ki bu yazıdan sonra gelecek az gelişmiş yorumları da göreceğiz işallah) bir ülkede halk otokontrol konusunda başarısız kaldıkça sistem halkı kontrol etmek durumundadır. Mesela; ben istemez miyim Boğaziçi kapıları bana açık olsun. O güzel okulda okuyamamış olsam bile bahçesine yatayım, kütüphanesinden faydalanayım, spor tesislerini kullanayım. Ne hoş olur, temiz de bırakırım kullandığım herşeyi, etrafa da zarar vermem. Ama olmaz, uygun değil, doğru da değil. Bizden içerdeki çocuklara zaman kalır mı? Hepberaber eskittiğimiz eşyaların parasını okul tekbaşına karşılayabilir mi? Hiçkimse –değil göl- içinde ne olursa olsun ODTÜ’ye sallana sallana girememeli bence de. ODTÜ gibi sadece eğitimi değil (aklına uyar uymaz o ayrı) kendi felsefesi ve duruşu olan bir okula gireceksen eğer önce oraya girmeyi haketmelisin arkadaşım. Hafta içi taksi şoförlüğü yapıp haftasonu, kafayı ortadan bölerek İngilizce Makina Mühendisliği okuyan adamla yanyana aynı çime yatamamalısın. Biri o noktada “höt” demeli sana. Çünkü o, beyni vücüdunun herhangi bir başka organından değerli hale gelmiş adamla, aynı bahçede biralanan sıtmalı hırt birarada durursa, tartışma çıkabilir, hırt olan öğrenci olana zarar verebilir. Verememelidir. Kurum, içindeki çocuğu korumalıdır. Hele de böyle cevherler yetiştiren okullardaki çocuklar daha çok korunmalıdır. Türkiye’nin geleceği olan o çocuk ODTÜ’nün Bahçesinde, Boğaziçi,’nin Bahçesin’de, İTÜ’nün bahçesinde, Yıldız’ın bahçesinde güven içinde oturabilmelidir. Orada olmak isteyen varsa da eğer, kıçını sıkıp o sınavı kazanmalıdır... |